“SPOR
BASINI ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YAPMIYOR”
Beşiktaş’ın
unutulmaz oyuncularından, Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünün Sarı Fırtınası Metin Tekin
ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendine ve futbola dair soruları
yanıtlayan Tekin, muhabirimiz Cemal Kaçan’a önemli açıklamalarda bulundu.
Kariyerine Sabah Gazetesi’nde spor yazarlığı ve NTV
Spor’da futbol yorumculuğu yaparak devam eden Metin Tekin, şiddet ve şikenin
futbola olan ilgiyi bitirebileceğine dikkat çekti.
İşte
o röportaj:
-Futbola
nasıl başladınız, nereden geliyor bu futbol sevgisi?
-Annem ve babam, ben 3 yaşındayken ayrıldı. Babam
daha sonra, ben 5 yaşındayken rahmetli olan İnci Hanım’la evlendi. Ben babamla
kaldım. Baba figürü bizim ailede daha baskındı. Annemi de gördüm ama daha çok
İnci Annem’le beraberdik. Spora tutkun bir babanın oğlu olarak hayata başladım.
Aslında o dönemlerde çok görülmüş bir baba tipi değildi. Küçük yaşlardan beri
futbolun içindeydim. Ben 1-1,5 yaşından beri futbol topuyla beraberim.
Fotoğraflarım bile var. Daha sonra Kocaelispor Yıldız Takımı ve 18 yaşına kadar
Kocaelispor Genç Takımı’nda oynadım. Ardından Genç Milli Takım’a seçildim. Ve
Beşiktaş’ta 15 yıllık profesyonel hayatla finali yaptık.
-Beşiktaş’ın
efsane isimlerinden birisi Metin Tekin fakat ismini Galatasaray’ın bir
efsanesinden aldığı söylenir doğru mu?
-Evet doğru, ismim Metin Oktay’dan gelir. Adımı
Metin Oktay’dan aldım. Ben 3 yaşındayken Metin Oktay’ın beni havaya kaldırdığı
bir fotoğrafımız vardır. Galatasaray kampında çekilmiş bir fotoğraf. Aradan 20
yıl geçtikten sonra ben Beşiktaşlı futbolcu olmuştum, Metin Oktay benimle bir
röportaj gerçekleştirmişti. Benim için çok önemlidir. Çocukken babam nedeniyle
ben de Galatasaraylıydım. Ama sonradan doğruyu buldum. İyi ki de Beşiktaş
forması giymişim. Yıllar geçtikçe, bu yaşlara gelince Beşiktaş forması giymenin
benim karakterimle de çok özdeşleştiğini düşünüyorum. Ben Beşiktaşlı
olmalıymışım, onu anladım.
-Futbol
hayatınızda keyifli anlar gibi zor anlarınız da mutlaka olmuştur. Yaşadığınız
en ağır olay hangisiydi?
-Ciddi, hayati bir sakatlık geçirdim. Yıl 1988’di.
Sakaryaspor maçıydı, 4-0 yenilmiştik. Orada Turan Sofuoğlu ile kafa topunda
çarpıştık. Kulağımın üzerinden darbe aldım ve beyin kanaması geçirdim.
Kafatasım 15 cm kırıldı. Çizgi filmlerde yıldızlar çakar ya gözünün önünde, o
gerçekten oluyor. Kalktım, hakem ‘İyi misin?’ dedi, ‘İyiyim’ diyeceğim ama
konuşamıyorum. 15 dakika daha oynadım. Sonra eğilince, burnumdan kan gelmeye
başladı. O zaman yere yığıldım. Cerrahpaşa’ya kaldırıldım. 3 haftada kanama
çekildi, ameliyat olmadım ama 6 ay top oynayamadım. Sonrasında da topa bayağı
güzel kafalar attım.
-Özellikle
futbolculuk döneminde içinizde ukte kalan hiçbir şey oldu mu?
-Beşiktaş benim ve diğer arkadaşlarımın jübilesini
daha iyi yapabilirdi. Beşiktaş’a kırgın değilim ama vedamız daha güzel
yapılabilirdi. Benim jübilemde oynayacak takım bulunamıyordu. O zaman Rıdvan
Dilmen, ‘Gel Ali Şen’e söyle’ dedi. Ben Ali Başkan’a ‘Jübilem için maç
arıyorum’ deyince, Ali Şen ‘Kaçında istiyorsun?’ dedi ve hemen ayarladı.
Fenerbahçe ile jübile maçımı oynama şansım oldu.
-Jübile
sonrasında neler yaşadınız, üzerinizdeki medya ve insanların ilgisi ne yönde
değişti?
-Gerçek hayata adapte olmak çok zor. Profesyonel
yardım almak gerek. Ben kendimi aslında çok hazırladım. Ama o formayı
çıkardığınız zaman başka bir hayat başlıyor. Biz futbolcular ona ‘gerçek hayat’
diyoruz. Artık Beşiktaşlı Metin değilsiniz. Metin olarak başlıyorsunuz hayata
ve bunu yaşayarak öğreniyorsunuz. Artık o formayı giymeyeceksiniz, koskoca
Beşiktaş camiasının sizden bir beklentisi yok. Bu oyunun en zevkli şeyi
oynamaktır. Oynayamadığınız için antrenörlük ve teknik adamlık başlıyor. Ama
gerçek zevk futbol oynamaktır.
-Futbolculuk
çoğu çocuğun ve genç insanların hayallerini süsleyen bir meslektir.
Futbolculuğun ve yorumculuğun ne gibi zorlukları oluyor?
“Futbolculuk gerçekten çok zor bir iştir. Sadece
istemeniz, hedef koymanız yeterli değildir. Bugün baktığınızda yüzbinlerce çocuk
mahallelerde başlayarak bu yarışın içerisine giriyor. Çok büyük bir yarıştır
bu. Öyle bakılmaz pek ama futbolcu çok büyük bir yarışın içinden gelir. O
yarışın sonunda 30-40’ı profesyonel olabiliyor. Özellikle ergenlik dönemini
futbolcu olarak çok zor geçirirsiniz. Çünkü bu kritik yaşta siz futbol
tutkusuyla ayakta kalırsınız. Bu dönemi atlatmak öyle kolay iş değildir.
Atlatabilenler zaten profesyonel seviyeye gelebiliyor.
“Asıl olarak futbolculuğun zorluğu vardır. Tabi
yorumculuğun da -her işin olduğu gibi- kendine göre zorluğu vardır. Ama
futboldaki yaşanmışlıklarınız, futboldaki deneyimleriniz, benim bir de 10 yıl teknik adam olarak da deneyimim oldu.
Fakat televizyonculuk çok farklı bir iştir. Ya tutulursunuz ya da
tutulmazsınız. Bu pek de sizin elinizde olan bir şey değildir. Dediğim gibi
yorumculuğun en önemli şeyi geçmişte yaptığınız yatırımlardır.
-Futbolculuk
döneminden itibaren basınla ilişkileriniz oluyor. Sporcu – muhabir ilişkisini
karşılaştıracak olursak sizin futbol oynadığınız dönem ile şuanki ortam
arasında ne gibi farklar var?
-Bu işin çok önemli bölümüdür basın. Bizim dönemimiz
çok farklıydı. Sporcu ile basın daha arasında daha iç içe bir ortam vardı. O
zamanlar profesyonel ortam tam olarak oturmamıştı. Biz spor basınıyla çok daha
yakın ilişkiler içerisindeydik. Şimdi çizgileri çizilmiş ve uzak bir iletişim
var. Mühim olan iki tarafın da içtenliğidir. Şuan profesyonel dünyanın işleyen
durumu bana daha mantıklı geliyor. Şuandaki ilişkiler bana göre daha doğru
açıkçası.
-Metin
Hocam siz de artık spor basının içine dahil oldunuz? Spor basınının mevcut
durumunu nasıl görüyorsunuz?
-Ben tabi burada gazetecilikten gelen bir
basın mensubunu temsil etmiyorum. Bu konuda ahkam kesmem çok da doğru olmaz.
Ben ancak futbolun içinden gelip daha sonra yorumculuğu seçmiş biri olarak
konuşabilirim. Veya bir futbolsever, bir okuyucu olarak da söyleyebilirim. Spor
basınının doğru yolda olduğunu söyleyebilmek çok zor açıkçası. Futbolun olumsuz
yanları işte nedir bu? Şiddet konusunda mesela basın üzerine düşen görevi
yapıyor mudur? Bana göre maalesef yapamıyor. Tam tersi bazı konuları haber
niteliğine büründürmek için bu işleri teşvik eder şekilde abartan yaklaşımlar
da görüyoruz. Bunun da bir geçiş dönemi olduğuna inanıyorum. Basın da kendi
içinde bu anlamda oturacak. Ama şuan için spor basını doğrudur, tamdır,
tamamdır diyemiyorum.
Ama bizim NTV Spor olarak çizgimiz bellidir. Biz
daha çok oyunu konuşmayı seviyoruz. Oyuncu üzerinden değil oyun üzerinden
konuşmaya çalışıyoruz. Daha teknik anlamda konuşmaya çalışıyoruz. Bildiğimiz
konunun da bu olduğuna inanıyoruz. Ama diğer spor programlarını da
eleştirmiyorum. Televizyon dünyası, şov dünyasıdır. Onları da doğal olarak
karşılıyorum.
-Çalıştığınız
kanalda teknik anlamda yorumlar yapıyorsunuz, maç görüntüleri olmadan bunu
yapmak zor olmuyor mu?
Görüntü olmadan bu işi yapmak gerçekten çok zor
oluyor. Biz o anlamda biraz havaya da konuşmuş oluyoruz. Elinizde görüntü
olmadan bir programı götürebilmek, o saati doldurup bir şeyler anlatabilmek
kolay değil. Umuyorum ilerleyen zamanlarda bizim de en azından özet görüntüler
üzerinden yorum yapma şansımız olur. Bu konuda da görüşmelerin olduğunu
biliyorum.
-Sporda
şiddet olaylarının sebebi sizce nelerdir?
-Bunun
birçok sebebi var. Dediğim gibi basının ve özellikle sorumlu olan kişilerin
yani başkanların yöneticilerin demeçleri, oyuncuların saha içi davranışları
bunların hepsi bir bütün içerisinde olur. Niye geçmişte yoktu mesela? Onu
kıyaslamamız lazım. Maalesef sürekli boyutuna geldi, bunu kabul etmek lazım.
Dünyada futbol tabi tarihi kökenleri çok uzun geçmişe dayanıyor ama 50-60
yıldır popülaritesi olan bir spordur. Bu da biter. Türkiye ve dünyada futbolu
iki şeyin bitireceğini iddia ediyorum. Bu ikisi de şike ve şiddettir. Bir maçın
saha dışında manipüle edildiği zaman kimse bu oyunu seyretmez. Bir de Allah
korusun ölümler, yaralanmalar vs. olursa bu oyunu kimse seyretmez. Şike ve
şiddetin bu oyunu bitirebileceğine inanıyorum. O yüzden çok dikkatli olmak
lazım.
-Mesela
şiddetin önüne geçilebilmesi için Passolig uygulaması başlatıldı. Bu konuda
başarılı olunamadı mı sizce?
-Passolig uygulaması niye başlatıldı? Cezaların kişiselleştirilmesi
için yapıldı. Oldu mu? Olmadı en fazla stat değil de tribün kapatılıyor. Ceza
konusunda kişiselleştirmeler yine olmadı. Bölümler, gruplar olmaya başladı. Bu
da çözüm değil. Yani Passolig uygulamasının şiddeti engelleme konusunda bir
katkı sağlayacağını düşünmüyorum. Tabiki suç işleyenlerin yaptıklarının yanına
kalmaması caydırıcı bir faktördür. Ceza dediğimiz şey tabiki caydırıcıdır. Ama
şuan için bunu uygulayabilmiş değiliz.
-Hocam
mesela futbolculuk döneminde saha içerisinde ve dışında birbirleriyle çok iyi
anlaşan oyuncular vardır. Siz mesela Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünün bir
parçasıydınız. Bu anlamda bu isimlerin kulüp içerisinde teknik ekip olarak veya
yönetici olarak saha dışında da başarı yakalayabileceklerine inanıyor musunuz?
-Bu
tabi bizim elimizde değil. Buna kulüp yönetimleri yatırım yaparsa olabilir.
Bizim nesil için geçti zaten artık. Benim artık teknik adamlıkla falan işim
yok. Ama kulüpler bu tür oluşumlara yatırım yapabilirlerdi. Spordan gelen
insanların potansiyel olduğuna inanıyorsak
kulübü idare etmek anlamında veya teknik ekip anlamında bir yatırım
yapılabilirdi. Ama Türkiye’de işler biraz daha farklı ilerliyor. Ama bence bu
oyunun içinden gelenlere yatırım yapılmalı.
“Mesela bizim futbolcu kuşağı futbol hayatı
bittikten sonra da hayatını idare ettirebilmek için mutlaka çalışması gerekir.
O yüzden yönetime girmesi zor. Hep denir işte, neden yönetime girmiyorlar diye.
Peki hayatını nasıl kazanacak? Bizim kuşaktakiler o yüzden profesyonel dünyanın
içinde oluyorlar. Bu mecburiyet de onları kulüp yönetiminden uzaklaştırıyor.
Teknik anlamda birçok farklı ismi zaten görüyoruz. Ama benim kişisel
kararımdır. 5 yıl önce bir karar verdim ve bir daha teknik direktörlük yapmayacağım.”
-Yeşil
sahalardan değil de spor basınının içerisinden çıkan futbol yorumcularını nasıl
buluyorsunuz?
-Yorumculuk için illa futbolun içerisinden gelmek
zorunda değilsiniz. Bunu bir çeşitlilik olarak görüyorum. Siz içindesiniz, o da
seyrediyor. Bazen gören daha farklı olabilir. Farklı bakış açılarının olması
bence bir zenginlik katıyor. Bana göre bu yanlış değil.
-Peki
son olarak futbolcu olmak isteyen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
-Futbolcu olmak istiyorsanız futbolu tutku derecesinde
seveceksiniz. Bunu yapamazsanız zaten futbolcu olamazsınız. Yoksa kolay
üstesinden gelinebilecek bir şey değil futbolcu olmak. Nasihat vermek bana
düşmez ama tek tavsiyem bu olabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder