30 Nisan 2015 Perşembe

METİN TEKİN: “SPOR BASINI ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YAPMIYOR”

“SPOR BASINI ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YAPMIYOR”

Beşiktaş’ın unutulmaz oyuncularından, Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünün Sarı Fırtınası Metin Tekin ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendine ve futbola dair soruları yanıtlayan Tekin, muhabirimiz Cemal Kaçan’a önemli açıklamalarda bulundu.

Kariyerine Sabah Gazetesi’nde spor yazarlığı ve NTV Spor’da futbol yorumculuğu yaparak devam eden Metin Tekin, şiddet ve şikenin futbola olan ilgiyi bitirebileceğine dikkat çekti.

İşte o röportaj:

-Futbola nasıl başladınız, nereden geliyor bu futbol sevgisi?

-Annem ve babam, ben 3 yaşındayken ayrıldı. Babam daha sonra, ben 5 yaşındayken rahmetli olan İnci Hanım’la evlendi. Ben babamla kaldım. Baba figürü bizim ailede daha baskındı. Annemi de gördüm ama daha çok İnci Annem’le beraberdik. Spora tutkun bir babanın oğlu olarak hayata başladım. Aslında o dönemlerde çok görülmüş bir baba tipi değildi. Küçük yaşlardan beri futbolun içindeydim. Ben 1-1,5 yaşından beri futbol topuyla beraberim. Fotoğraflarım bile var. Daha sonra Kocaelispor Yıldız Takımı ve 18 yaşına kadar Kocaelispor Genç Takımı’nda oynadım. Ardından Genç Milli Takım’a seçildim. Ve Beşiktaş’ta 15 yıllık profesyonel hayatla finali yaptık.

-Beşiktaş’ın efsane isimlerinden birisi Metin Tekin fakat ismini Galatasaray’ın bir efsanesinden aldığı söylenir doğru mu?

-Evet doğru, ismim Metin Oktay’dan gelir. Adımı Metin Oktay’dan aldım. Ben 3 yaşındayken Metin Oktay’ın beni havaya kaldırdığı bir fotoğrafımız vardır. Galatasaray kampında çekilmiş bir fotoğraf. Aradan 20 yıl geçtikten sonra ben Beşiktaşlı futbolcu olmuştum, Metin Oktay benimle bir röportaj gerçekleştirmişti. Benim için çok önemlidir. Çocukken babam nedeniyle ben de Galatasaraylıydım. Ama sonradan doğruyu buldum. İyi ki de Beşiktaş forması giymişim. Yıllar geçtikçe, bu yaşlara gelince Beşiktaş forması giymenin benim karakterimle de çok özdeşleştiğini düşünüyorum. Ben Beşiktaşlı olmalıymışım, onu anladım.

-Futbol hayatınızda keyifli anlar gibi zor anlarınız da mutlaka olmuştur. Yaşadığınız en ağır olay hangisiydi?

-Ciddi, hayati bir sakatlık geçirdim. Yıl 1988’di. Sakaryaspor maçıydı, 4-0 yenilmiştik. Orada Turan Sofuoğlu ile kafa topunda çarpıştık. Kulağımın üzerinden darbe aldım ve beyin kanaması geçirdim. Kafatasım 15 cm kırıldı. Çizgi filmlerde yıldızlar çakar ya gözünün önünde, o gerçekten oluyor. Kalktım, hakem ‘İyi misin?’ dedi, ‘İyiyim’ diyeceğim ama konuşamıyorum. 15 dakika daha oynadım. Sonra eğilince, burnumdan kan gelmeye başladı. O zaman yere yığıldım. Cerrahpaşa’ya kaldırıldım. 3 haftada kanama çekildi, ameliyat olmadım ama 6 ay top oynayamadım. Sonrasında da topa bayağı güzel kafalar attım.

-Özellikle futbolculuk döneminde içinizde ukte kalan hiçbir şey oldu mu?
-Beşiktaş benim ve diğer arkadaşlarımın jübilesini daha iyi yapabilirdi. Beşiktaş’a kırgın değilim ama vedamız daha güzel yapılabilirdi. Benim jübilemde oynayacak takım bulunamıyordu. O zaman Rıdvan Dilmen, ‘Gel Ali Şen’e söyle’ dedi. Ben Ali Başkan’a ‘Jübilem için maç arıyorum’ deyince, Ali Şen ‘Kaçında istiyorsun?’ dedi ve hemen ayarladı. Fenerbahçe ile jübile maçımı oynama şansım oldu.

-Jübile sonrasında neler yaşadınız, üzerinizdeki medya ve insanların ilgisi ne yönde değişti?
-Gerçek hayata adapte olmak çok zor. Profesyonel yardım almak gerek. Ben kendimi aslında çok hazırladım. Ama o formayı çıkardığınız zaman başka bir hayat başlıyor. Biz futbolcular ona ‘gerçek hayat’ diyoruz. Artık Beşiktaşlı Metin değilsiniz. Metin olarak başlıyorsunuz hayata ve bunu yaşayarak öğreniyorsunuz. Artık o formayı giymeyeceksiniz, koskoca Beşiktaş camiasının sizden bir beklentisi yok. Bu oyunun en zevkli şeyi oynamaktır. Oynayamadığınız için antrenörlük ve teknik adamlık başlıyor. Ama gerçek zevk futbol oynamaktır.

-Futbolculuk çoğu çocuğun ve genç insanların hayallerini süsleyen bir meslektir. Futbolculuğun ve yorumculuğun ne gibi zorlukları oluyor?
“Futbolculuk gerçekten çok zor bir iştir. Sadece istemeniz, hedef koymanız yeterli değildir. Bugün baktığınızda yüzbinlerce çocuk mahallelerde başlayarak bu yarışın içerisine giriyor. Çok büyük bir yarıştır bu. Öyle bakılmaz pek ama futbolcu çok büyük bir yarışın içinden gelir. O yarışın sonunda 30-40’ı profesyonel olabiliyor. Özellikle ergenlik dönemini futbolcu olarak çok zor geçirirsiniz. Çünkü bu kritik yaşta siz futbol tutkusuyla ayakta kalırsınız. Bu dönemi atlatmak öyle kolay iş değildir. Atlatabilenler zaten profesyonel seviyeye gelebiliyor.

“Asıl olarak futbolculuğun zorluğu vardır. Tabi yorumculuğun da -her işin olduğu gibi- kendine göre zorluğu vardır. Ama futboldaki yaşanmışlıklarınız, futboldaki deneyimleriniz, benim bir de  10 yıl teknik adam olarak da deneyimim oldu. Fakat televizyonculuk çok farklı bir iştir. Ya tutulursunuz ya da tutulmazsınız. Bu pek de sizin elinizde olan bir şey değildir. Dediğim gibi yorumculuğun en önemli şeyi geçmişte yaptığınız yatırımlardır.

-Futbolculuk döneminden itibaren basınla ilişkileriniz oluyor. Sporcu – muhabir ilişkisini karşılaştıracak olursak sizin futbol oynadığınız dönem ile şuanki ortam arasında ne gibi farklar var?

-Bu işin çok önemli bölümüdür basın. Bizim dönemimiz çok farklıydı. Sporcu ile basın daha arasında daha iç içe bir ortam vardı. O zamanlar profesyonel ortam tam olarak oturmamıştı. Biz spor basınıyla çok daha yakın ilişkiler içerisindeydik. Şimdi çizgileri çizilmiş ve uzak bir iletişim var. Mühim olan iki tarafın da içtenliğidir. Şuan profesyonel dünyanın işleyen durumu bana daha mantıklı geliyor. Şuandaki ilişkiler bana göre daha doğru açıkçası.

-Metin Hocam siz de artık spor basının içine dahil oldunuz? Spor basınının mevcut durumunu nasıl görüyorsunuz?
-Ben tabi burada gazetecilikten gelen bir basın mensubunu temsil etmiyorum. Bu konuda ahkam kesmem çok da doğru olmaz. Ben ancak futbolun içinden gelip daha sonra yorumculuğu seçmiş biri olarak konuşabilirim. Veya bir futbolsever, bir okuyucu olarak da söyleyebilirim. Spor basınının doğru yolda olduğunu söyleyebilmek çok zor açıkçası. Futbolun olumsuz yanları işte nedir bu? Şiddet konusunda mesela basın üzerine düşen görevi yapıyor mudur? Bana göre maalesef yapamıyor. Tam tersi bazı konuları haber niteliğine büründürmek için bu işleri teşvik eder şekilde abartan yaklaşımlar da görüyoruz. Bunun da bir geçiş dönemi olduğuna inanıyorum. Basın da kendi içinde bu anlamda oturacak. Ama şuan için spor basını doğrudur, tamdır, tamamdır diyemiyorum.

Ama bizim NTV Spor olarak çizgimiz bellidir. Biz daha çok oyunu konuşmayı seviyoruz. Oyuncu üzerinden değil oyun üzerinden konuşmaya çalışıyoruz. Daha teknik anlamda konuşmaya çalışıyoruz. Bildiğimiz konunun da bu olduğuna inanıyoruz. Ama diğer spor programlarını da eleştirmiyorum. Televizyon dünyası, şov dünyasıdır. Onları da doğal olarak karşılıyorum.

-Çalıştığınız kanalda teknik anlamda yorumlar yapıyorsunuz, maç görüntüleri olmadan bunu yapmak zor olmuyor mu?

Görüntü olmadan bu işi yapmak gerçekten çok zor oluyor. Biz o anlamda biraz havaya da konuşmuş oluyoruz. Elinizde görüntü olmadan bir programı götürebilmek, o saati doldurup bir şeyler anlatabilmek kolay değil. Umuyorum ilerleyen zamanlarda bizim de en azından özet görüntüler üzerinden yorum yapma şansımız olur. Bu konuda da görüşmelerin olduğunu biliyorum.

-Sporda şiddet olaylarının sebebi sizce nelerdir?

-Bunun birçok sebebi var. Dediğim gibi basının ve özellikle sorumlu olan kişilerin yani başkanların yöneticilerin demeçleri, oyuncuların saha içi davranışları bunların hepsi bir bütün içerisinde olur. Niye geçmişte yoktu mesela? Onu kıyaslamamız lazım. Maalesef sürekli boyutuna geldi, bunu kabul etmek lazım. Dünyada futbol tabi tarihi kökenleri çok uzun geçmişe dayanıyor ama 50-60 yıldır popülaritesi olan bir spordur. Bu da biter. Türkiye ve dünyada futbolu iki şeyin bitireceğini iddia ediyorum. Bu ikisi de şike ve şiddettir. Bir maçın saha dışında manipüle edildiği zaman kimse bu oyunu seyretmez. Bir de Allah korusun ölümler, yaralanmalar vs. olursa bu oyunu kimse seyretmez. Şike ve şiddetin bu oyunu bitirebileceğine inanıyorum. O yüzden çok dikkatli olmak lazım.

-Mesela şiddetin önüne geçilebilmesi için Passolig uygulaması başlatıldı. Bu konuda başarılı olunamadı mı sizce?

-Passolig uygulaması niye başlatıldı? Cezaların kişiselleştirilmesi için yapıldı. Oldu mu? Olmadı en fazla stat değil de tribün kapatılıyor. Ceza konusunda kişiselleştirmeler yine olmadı. Bölümler, gruplar olmaya başladı. Bu da çözüm değil. Yani Passolig uygulamasının şiddeti engelleme konusunda bir katkı sağlayacağını düşünmüyorum. Tabiki suç işleyenlerin yaptıklarının yanına kalmaması caydırıcı bir faktördür. Ceza dediğimiz şey tabiki caydırıcıdır. Ama şuan için bunu uygulayabilmiş değiliz.


-Hocam mesela futbolculuk döneminde saha içerisinde ve dışında birbirleriyle çok iyi anlaşan oyuncular vardır. Siz mesela Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünün bir parçasıydınız. Bu anlamda bu isimlerin kulüp içerisinde teknik ekip olarak veya yönetici olarak saha dışında da başarı yakalayabileceklerine inanıyor musunuz?

-Bu tabi bizim elimizde değil. Buna kulüp yönetimleri yatırım yaparsa olabilir. Bizim nesil için geçti zaten artık. Benim artık teknik adamlıkla falan işim yok. Ama kulüpler bu tür oluşumlara yatırım yapabilirlerdi. Spordan gelen insanların potansiyel olduğuna inanıyorsak  kulübü idare etmek anlamında veya teknik ekip anlamında bir yatırım yapılabilirdi. Ama Türkiye’de işler biraz daha farklı ilerliyor. Ama bence bu oyunun içinden gelenlere yatırım yapılmalı.

“Mesela bizim futbolcu kuşağı futbol hayatı bittikten sonra da hayatını idare ettirebilmek için mutlaka çalışması gerekir. O yüzden yönetime girmesi zor. Hep denir işte, neden yönetime girmiyorlar diye. Peki hayatını nasıl kazanacak? Bizim kuşaktakiler o yüzden profesyonel dünyanın içinde oluyorlar. Bu mecburiyet de onları kulüp yönetiminden uzaklaştırıyor. Teknik anlamda birçok farklı ismi zaten görüyoruz. Ama benim kişisel kararımdır. 5 yıl önce bir karar verdim ve bir daha teknik direktörlük yapmayacağım.”

-Yeşil sahalardan değil de spor basınının içerisinden çıkan futbol yorumcularını nasıl buluyorsunuz?

-Yorumculuk için illa futbolun içerisinden gelmek zorunda değilsiniz. Bunu bir çeşitlilik olarak görüyorum. Siz içindesiniz, o da seyrediyor. Bazen gören daha farklı olabilir. Farklı bakış açılarının olması bence bir zenginlik katıyor. Bana göre bu yanlış değil.

-Peki son olarak futbolcu olmak isteyen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

-Futbolcu olmak istiyorsanız futbolu tutku derecesinde seveceksiniz. Bunu yapamazsanız zaten futbolcu olamazsınız. Yoksa kolay üstesinden gelinebilecek bir şey değil futbolcu olmak. Nasihat vermek bana düşmez ama tek tavsiyem bu olabilir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder